
Başlarken
Frida Kahlo’nun biyografisini gözyaşları içinde bitirdiğimde benim için böylesi bir mücadeleyi sadece okuyup geçmek mümkün değildi. Bir eserin okurda yarattığı değişim ve zihindeki taşları yerinden oynatabilme kabiliyeti, o eserin başarısını belirler, inancındayım. Okuma sürecimde ayrıca, bugüne dek yayınlanmış Frida Kahlo konulu filmlerden ikisini izledim. Gördüm ki filmler, büyük emeklerle çekilmiş olsalar da okuduğum satırlar kadar sarsamadı beni.
Hayden Herrera’nın detaylı çalışmayla kaleme aldığı eserin çevirisini Elif Derviş üstlenmiş. Biyografi, 592 sayfadan oluşuyor. Bilgi Yayınevi’nden çıkan kitabı, Frida Kahlo’nun yaşamını merak eden tüm kitapseverlere okumaları için tavsiye ederim.
Frida Kahlo’nun Yaşamındaki Dönüm Noktası
1907’de Meksika’da doğan Frida Kahlo’nun bir ömür sürecek yalnızlığı, küçük yaşta geçirdiği çocuk felci ile başladı. Onu ölüme yaklaştıran, ömrü boyunca çok kereler denemiş olmasına rağmen annelik duygusunu yaşamasına engel olan o trajik tramvay kazasını yaşadığında, yaşı henüz 19 idi. Vajinasından girip kalça kemiğinden çıkan bir trabzan parçasının onu hiç bitmeyecek derin acılara sürükleyeceğini kim bilebilirdi?
Resim Sanatı’na Atılan İlk Adım
Çalkantılı yaşamı süresince çok sayıda ameliyat geçirdi Frida. Hiçbir ameliyat, yaşamına sağlıklı herhangi bir birey devam edebilmesini sağlayamadı. Kazadan sonra, ailesinin teşviki ile eline verilen fırçalar ve paletlerle ruhundaki fırtınayı resmetmeye başladı. O fırtına, yaşamı boyunca hiç dinmeyecekti.
Resim sanatı, onun bilinçaltını günyüzüne çıkaran ruhunun yegâne tedavi yöntemi oldu. Bu sayede pek çoklarının yapamadığı şeyi, hayata her şeye rağmen tutunmayı tercih etti. Son nefesini verdiği 47 yaşına dek peşini bırakmayan sancılara rağmen Frida’nın da peşini bırakmadan sıkı sıkıya tutunduğu dört şey vardı: Resim Sanatı, Diego, Meksika ve umut.
Büyük Aşkı Diego Rivera İle Tanışma
Ailesinin maddi geçimine katkı sağlama isteği ile çizimlerini ünlü duvar ressamı Diego Rivera’ya gösterip, görüş istedi. Kısa süre sonra evleneceği bu adamla, ilk tanışmaları bu vesileyle olmuştu. Yirmi yaşında kendinden yirmi yaş büyük Diego Rivera ile evlendi. Diego’nun asla sadık bir eş olamayışı evliliklerini sekteye uğrattı. Boşandılar ve bir süre sonra yeniden evlendiler. Bu defa evliliklerini ayrı ama yan yana olan evlerde sürdürme kararı aldılar. Çalkantının fazla olduğu bu evlilik Frida’da derin yaralar açtı. Diego’yu tanımladığı bir günlük yazısında onun için şunları söyler Frida;
Diego, başlangıç
Diego, var eden
Diego, bebeğim
Diego, erkek arkadaşım
Diego, ressam
Diego, sevgilim
Diego, “kocam”
Diego, dostum
Diego, annem
Diego, ben
Diego, evren
Birlik içinde başkalık
Ona neden benim Diego’m diyorum ki? O asla benim olmadı ve asla da olmayacak. O kendine ait.
Frida’nın da Diego haricinde pek çok ilişkisi oldu hem erkek hem de kadınlarla. Daima yerel kıyafetler içinde, rengarenk aksesuarları ile bakımlı bir kadındı Frida. Kahkahası eksik olmayan minyon bedende ince bir zeka taşıyordu. Bulunduğu her ortamda dikkat çeken çekici bir tılsımı vardı daima.
Evlilikleri Frida Kahlo ölene dek, yirmi beş yıl sürdü. Çeyrek asırın içinde ne yaşamış olurlarsa olsun her ikisinin de kalbi daima birbirine sadık kaldı.
Frida Kahlo’nun Ressam Ve Devrimci Kişiliği
Acılarını ve yalnızlığını tuval üzerinde haykıran Frida, adının önüne getirilen Sürrealist Ressam ünvânını kabul etmek istemedi. Yaşamı boyunca iki yüze yakın eser verdi.
Meksika Devrimi olduğunda Frida henüz üç yaşındaydı. Devrimin uzantısı yıllarda ana vatanı için mücadele eden politik kimliği taşıdı sırtında. Elbette bunda, eşinin siyasi mücadelesi ve vatanına duyduğu sevginin katkısı yadsınamaz. Bu komünist kimlik, kâh meydanlarda kâh siyasi toplantılara ev sahipliği yaptığında daha fazla ön plana çıkıyordu. Daima başkaldıran bir karakterle kendini var ediyor ve şöyle diyordu; “Kendimi doğurdum.” Devrimci mücadele, yaşamının her tarafında hakimdi.
Vatanındaki İlk Sergi ve Veda
Ölümünden kısa süre önce, hayatı boyunca hayalini kurduğu kendi vatanındaki ilk sergisine hazırlandı. Ne var ki, hastalığı gölge gibi peşindeydi. Tüm Meksika ve dünya basınında sergisine yatağında taşınarak getirildiği yer aldı.
Çok acılar çekti, çok mücadeleler verdi hem kendi hem de Meksika halkı adına. Ölümle daima barışık yaşadı. Yıllar yılı yatağa mahkûm olduğu için, öldüğü zaman yakılmak istediğini vasiyet etti. Onu yaşamdan koparan derin acılar, günlüğündeki şu son sözlerle bedenini terk etti:
“Umarım çıkış neşeyle doludur,
Ve umarım bir daha asla dönmem.”


Bir Cevap Yazın