Üç Ölüm / Lev Nikolayeviç Tolstoy

Published by

on

Başlarken

Beni uzun uzadıya düşünmeye sevk eden bir Tolstoy klasiği daha. Eserle ilgili paylaşılmış pek çok inceleme yazısını, yorumu farklı platformlar üzerinden okuyup üzerine düşündüm. Kişilerden bağımsız, “düşüncelerde ortak paydamız” neler olmuş , farklı okurlar olarak nerelerde ayrışmışız ya da düşünmüş müyüz sahiden anlatının derinliğini? vb. sorulara yanıt arayıp durdum. Duyumsadıklarım ve düşündüklerim, bu incelemeyi kaleme almaya isteği uyandırdı bende.

Tolstoy’a en derin saygımla,

Bilgi Notu

Üç Ölüm, Tolstoy’un öykü türünde yazdığı beş yapıtından oluşuyor. Elimdeki baskı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi’nde yer alan 17. baskısı.

Holstomer Hakkında
Yazar, ilk öykü Holstomer’i 1885’de kaleme almış ve öykünün fikir babası yazar Mikhail Aleksandrovich Stakhovich’e ithaf etmiş. Türkçeye ilk defa çevrilen öykü, bir atın hüzünlü hikâyesini konu ediniyor. Anlamı Keten-Biçer olan Holstomer aslında 19. yy’da gerçekten yaşamış safkan bir atın adı.

Realizmin sarsıcı etkisi

Holstomer, at çiftliğinde geçen bir öykü. Kendi içinde 12 bölümden oluşuyor. Hikâyede çok sayıda atçılık ve binicilik terimleri var. Bu terminolojiye hâkim değilseniz, okurken yanınızda sözlük bulundurmanızı öneririm. Bu tarafıyla bilgi dağarcığımın genişlediğini de belirtmek isterim.

Yalın dil, gerçekçi anlatımla buluştuğunda yarattığı etki insanın us’una ve yüreğine çarpıyor âdeta. Bu çarpılmaya, Tolstoy kaleminde vücut bulan realizmin özgün ve sarsıcı etkisi de diyebiliriz. Öyle bir etki ki, okuduğum her satırda kendimi; o haranın bir parçası, yaşayan her an ve duygunun da sahibi gibi hissettirdi. Dünya edebiyatında bunu en iyi yapan birkaç yazardan biri kuşkusuz Tolstoy.

Eserin ana teması “Ölüm”. Önemle altını çizmek istediğim ise alt temalar. Birden fazla alt tema olduğunu görüyoruz: Ötekileştirme, adalet, vicdan, sınıf farklılıkları, insanın düşünsel ve ahlâki boyutu aralarında öne çıkan birkaçı. O yüzden bu öyküyü, sadece, “ihtiyarlamış bir atın hayat hikâyesi” olarak geçiştirmek, alt temaların çarpıcı etkisini es geçmek Tolstoy’a ve Holstomer’e haksızlık olur düşüncesindeyim. Öznel görüş açısıyla, derinliği fazla olan Holstomer, kitapta beni en fazla etkileyen öykü olmuştur.

Alyoşa’nın ölüme tutunuşu

İkinci öykü Çömlek Alyoşa’da; ana karakterimiz Alyoşa’nın, sevdiği kızla evlenmesine izin vermeyen babasından ötürü kadere razı gelişini ve hüzünlü sonunu okuyoruz. Öyküyü içselleştirdiğinizde özünde bize, sınıfsal farklılıkların yanı sıra, koşullanmış kişilikleri, kader ve ölüme farklı pencereden bakışı ve sorgulamayı vadediyor. Bu öyküde de ana tema, ölüm.

Yitip giden duygular

Balodan Sonra ise; yazarın, 1903’te kaleme aldığı ancak ölümünden sonra, 1911’de yayımlanan kısa öyküsü. Öyküde; bir adam, “insan neyin iyi neyin kötü olduğunu kendiliğinden anlayamaz, her şey çevreye bağlıdır, çevreyse insanı kemirip bitirir,” savına antitez geliştirmesine sebep olan olayları anlatıyor. Yaşadığı aşk hikayesi üzerinden anlatılan hikâyenin alt temaları; aşk olgusu, toplumsal yönetim, merhamet, hayata bakış, zıtlıklar, adalet vb. okuru düşünmeye itiyor. Ana tema yine ölüm, ancak bu defa ölen, insan değil; duygular, inançlar, değerler. Öykünün kurgusunda yazar, sembollere yer veriyor : Müzik, tüy, eldivenler bunlardan sadece birkaçı. Söz gelimi, hikâye boyunca baloda devam eden müziğin; ana karakterde yarattığı rahatlatıcı duyguyu, hikâye sonunda şahit olduğu kırbaçlama sahneleri esnasında işittiği davul ve flüt seslerinin ise; onun ruhunda yarattığı tezatlığı imlediğini fark edilebiliyoruz. Bir örnek daha vererek diğer öyküye geçelim: mesela, eldivenler. Eldivenler de hikâye bütününde, üst sosyal statünün birer simgeleri aslında.

Sekansların gücü

Gelelim Köyde Şarkılar’a. Öyküyü, köydeki asker uğurlamasını izleyen adamın düşünceleri üzerinden okuyoruz. Sanki kamerayı taşıyan bizlermişiz gibi kadraja giren her bir detayı öyle gerçekçi üslûpla anlatmış ki Tolstoy. Hatta anlatmanın ötesinde, göstererek yaşatıyor bizlere. Diğer dört eserden ayrışan özelliği ise bu öyküde bolca ritüel ve sembollere yer verilmiş. Bu gözle okuduğumuzda yazarın bizi, yine “ölüm” temasına taşıdığını yol boyunca bıraktığı izlerden rahatlıkla anlayabiliyoruz.

Söz sizde

Üç Ölüm, son öykü. Ben bu öykünün konusu, teması ve alt temalarına dair hiçbir bilgi ve görüş beyan etmeyeceğim bu incelemede. Zira okuduğum bütün inceleme yazıları odağına bu eseri almıştı. Merak edenlerin kolaylıkla ulaşabileceği bollukta hem de. Eseri okumaya niyetlenenler arasında umuyorum bu incelemeye denk gelenler olur. Yukarıda aktardığım bilgi ve fikirler ışığında, aşağıda da genel “ölüm” temasının alt açılımında nelerin yattığına inandığıma dair görüşlerimi yazdım.

Gayemi anlayacağını umduğum sevgili okurlar, neden son öykü ile ilgili birkaç kelam yazmadığımı da merak etmeyeceklerdir.

Son söz

Ez cümle, bana göre Tolstoy, yapıttaki beş eserin bütününe hâkim olan “ölüm” temasını, farklı açılarla işliyor. Zira ölümü, sadece yaşamın sona ermesi mânâsından çıkarıp, insanın değişim süreci sonunda geçmişte bıraktığı düşünce ve inançları, tutumları ve yargıları da artık birer ölü olarak görerek, algımıza başka bir pencere de açıyor. Bahsettiğim düşünsel ölüm yaklaşımı kendi içinde dönüşen insanın yeniden doğuşunu da imliyor aslında. Tıpkı canlı tüm varlıklar gibi, fikirler de zaman akışı içinde deneyimlerle ve olaylarla kabuk değiştirir, yeni düşünceler ve görüşler doğar. İşte bu eserlerde “sancılı kabuk değiştirme dönemi” mecazi olarak ölümü sembolize ediyor bize.

Sürçülîsan ettiysem affola.

Niyetlenenler için şimdiden iyi okumalar dilerim.

Gökşen Bozkoyunlu

Bir Cevap Yazın

Gökşen Bozkoyunlu sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin